sezgi-on okuma (Aug. 2015) - Page 13

Reed eldivenli elini benimkinin üstüne koyarak kolumu kendi koluna sıkıştırdı. Bir süre yürümüş ancak konuşmamıştık. Beni ona çeken kelebekler hep oradaydı ama o anda erotikten çok güven vericiydiler. Başımı göle doğru çevirerek rüzgârın esişini hissettim. Buharlı soluklar bizden yükselerek başlarımızın üzerinde kucaklaşan sevgililer gibi birleşiyordu. En sonunda sessizliği bozdum. “Özür dilerim, Reed,” dedim karla örtülmüş ağaçların sakin sessizliğini bozan gergin bir tonda. Bana yüzünü döndüğünde şaşkın görünüyordu ve yeşil gözleri yüzümü inceliyordu. “Ne için?” diye sordu. “Bununla daha iyi başa çıkamadığım için,” dedim kederle. Yürüyüşümüz sırasında yakınlaşarak kolumu biraz daha sıktı. “Evie, özür dileyecek bir şey yok,” dedi hafifçe. “Özür dilemesi gereken kişi benim. Seni koruyacağım diye seni tutsak ettim ancak bu seni öldürüyor, yeni fark edebildim,” derken sesi kulağa pişman geliyordu. “Hayır, bundan değil gerçekten. Oturup Alfred’i ya da dayımı düşünmekten başka yapacak pek bir şeyim yok,” dedim kısık bir sesle. Jim dayıyı ve onu bir daha asla göremeyecek olduğum gerçeğini düşünüyordum. Alfred bundan emin olmuştu. Ölmeden önce dayımın acı çektiğinden emin olmuştu. Birkaç adım attıktan sonra konuşabildim. “Sadece uyumak ve hiçbir şey düşünmemek daha kolay geldi.” Uykumu dehşete çeviren kâbuslar yokmuş gibi davranıyordum. “Buns’ı aradığına göre gerçekten endişelenmiş olmalısın.” Reed kaşlarını çattı. “İnsan duygularıyla pek tecrübem yok. Bunların hepsi bana yeni geliyor. Senin duygularını anlamaya çalışıyorum ve kendiminkileri de. Seninle tanıştığımdan beri farklı türde duygular hissediyorum.” Biz kol kola yürürken başını eğerek bana gülümsedi. 17