nisan2019 nisan2019 - Page 48

Merhaba Yusuf Bey. Âmentü nedir? Âmentü, tutamaktır. Ayağımızı yere sağlam basmak, dolayısıyla önümüzü görebilmek demektir. Önümüzü görebilmek için sırtımızı dağa yaslamak gerekiyor. Patinaj yapmamak lazım. 200 yıldır patinaj yapıyoruz. 200 yıldır yanlış dolmuşa binmişiz, şoföre bağırıp çağırıp duruyoruz. Dolayısıyla öze ne kadar sağlam bir şekilde tutunabilirsek, ne kadar güçlü olursak kişi o kadar özgür olur. Âmentü özün özüdür. Özün özü ne kadar güçlü olursa kişi o kadar özgür olur, sözü o kadar güçlü olur, etkili ve sarsıcı olur. Yani bütün mesele özün yakalanabilmesi, özün yitirilmemesidir. “Her imkân bir imtihandır. Her imtihansa, bir imkân...” diyorsunuz. Bu sözünüzü okurlarımız için biraz açar mısınız? Mümin olan kişi emaneti üstlenen kişidir. Daha doğrusu, emaneti üstlendiğinin bilincinde olan kişiye Mümin diyoruz. Emaneti üstlenmek emniyeti teminat altına almak demektir. Emaneti üstlendiğiniz bilinciyle yaşarsanız yeryüzünde emniyeti teminat altına alan siz olursunuz. Yeryüzünde emniyetin teminat altında alınabilmesi emanetin üstlenildiği bilinciyle hareket edilmesiyle mümkün. Emanetle kul olmak. Kul olmak en yüce makamdır. Kişi kul olduğunun bilincine vardığı zaman özgürlüğüne kavuşabilir. Kişi ancak Allah'a kul olduğu zaman paraya, kula kulluktan, dünyaya kulluktan kurtulabilir. Büyük insanlar, büyük romancılar, büyük bilge adamlar bunu bize özlü bir şekilde anlatırlar. Mesela Dostoyevski der ki: "Tanrı yoksa her şey mübahtır." Tanrı inancını yitiren insan yönünü, yörüngesini, kişiliğini her şeyini yitirir. Psikanalist düşünür Jacques Lacan, “Tanrı inancını yitiren bir insan, Tanrı inancını yitirdiği anda artık her şeyi tanrılaştırmaya başlamış demektir” demiştir. Kişi vaki olanda bir hayır vardır bilinci ile hareket ederse önüne çıkan her imkanın aslında bir imtihan olabileceğini, her imtihanında kişinin önünü açmasını sağlayabilecek, önünü görmesini sağlayabilecek bir imkan olduğunu anlar. Kişinin imtihan bilincini yitirmemesi lazım. 48