INmagazine Sayı 11 - Page 40

MAKALE 38 Uygulanma şartları ne olursa olsun, yapılan herhangi bir anlaşma aynı zamanda muhtemelen, İngiltere iç hukukundaki insan hakları ve veri güvenliği korumasının, AB hukuk standartlarında olmasını ı gerektirecek. Şartlar, İngiltere’nin olabildiğince tam katılımına olanak sağlayacak şekilde müzakere edilse bile düzenlemenin pratikte uygulanışında o kadar hevesli olunmaması riski bulunuyor. AB üye devletlerindeki kanun uygulayıcı kurumların AB taleplerini, İngiltere’nin taleplerinden öncelikli tutabileceği ve İngiliz yetkililerine gayriresmi destek sunmakta, diğer üye devletlere davranacaklarından daha az istekli davranabileceği ileri sürülüyor. Hazırlanması uzun zaman alan ve tamamen yürürlüğe girmeyen, Norveç ve İzlanda tarafından yapılan üçüncü ülke katılım anlaşmaları, karşılıklı tanıma programlarına, AB kurumlarındaki temsile ve AB bilgi paylaşım mekanizmalarına erişimde tam katılımdan daha az bir katılım şeklinin müzakere edilmesinin muhtemel olduğunu ortaya koyuyor. Bununla beraber, çok daha az cazip örnekler de bulunuyor ve Danimarka’nın son deneyimi oldukça öğretici bir emsal teşkil ediyor. Europol’a tamamen katılmak istemesine rağmen Danimarka sadece, İngiliz hükümetinin muhtemelen kabul etmeyeceği şartlara sahip, çok sınırlı bir işbirliği düzenlemesi elde edebildi. İngiltere daha avantajlı bir düzenleme elde edebilirse, halihazırda işbirliği düzenlemelerine sahip olan üçüncü ülkelerin, kendi düzenlemelerini yeniden görüşmek istemesi de olası bir durum. İngiltere’nin AB’den ayrılması, sınırlar arası suçta veya adaletten kaçmak için yurtdışına çıkan kaçaklarda bir azalma olacağı anlamına gelmiyor. Aslında Brexit’in İngiltere’yi, AB’nin kanun uygulama mercilerinden kaçınmaya çalışan suçlular için, suçlu iadesi taleplerine karşı daha avantajlı koşullardan istifade ettikleri, daha cazip bir hedef, hatta bir “güvenli bölge” haline getirebileceği de ileri sürülüyor. Fiili veya potansiyel suçlu iadesi talepleriyle ilgili danışmanlık hizmeti veren kurumsal suç avukatları için bazı sorular gündeme geliyor. Yaklaşan Brexit senaryosu, içerdiği tüm belirsizliklerle beraber, İngiltere’nin suçlu iadesi veya Karşılıklı Hukuki Yardımlaşma (MLA) talebini reddetmek için bir temel sağlayabilir mi? İrlanda Yüksek Mahkemesi, referandumun ardından buna dayanılarak İngiltere’nin iade talepleri için yapılan itirazları reddetti ancak bu, bu tür argümanların yeniden ortaya çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Başka bir soru da Brexit uygulanmaya başlandıktan sonra, İngiltere tarafından yapılan veya atıfta bulunulan, tamamlanmamış Avrupa Tutuklama Emirlerine (EAW) veya Avrupa Soruşturma Emirlerine (EIO) ne olacağıdır. Geçiş düzenlemelerinin bir bölümünün bunları da içermesi gerekebilir. Brexit, Karşılıklı Hukuki Yardımlaşma (MLA) ile neticelenirse ve İngiltere ile diğer AB üye devletleri arasındaki suçlu iadesi gittikçe daha yavaş ve daha az güvenilir hale gelirse, savcılar yurtdışındaki gerekli kanıtların ve/veya sanıkların makul bir zaman çerçevesi içinde edinilme ihtimalinin çok az olduğu sonucuna varacağı için, bu durum davaların daha az hırslı ve iddialı olmasına yol açabilir. Alternatif olarak, etkin bir MLA ve suçlu iadesi sisteminin çökmesi özellikle, barındığı AB Üye- si Devletin yasaları uyarınca uyruğu nedeniyle iadesi engellenen sanığın yokluğunda veya talep iletilen ülkenin ulusal kanununda net muadilleri olmayan suçlar için yapılan sınır ötesi yargı ve kovuşturma uygulamalarında çok daha saldırgan olunmasını da tetikleyebilir. SFO’nun, AB üyesi devletlerden başarılı suçlu iadesi talepleri gerçekleştirme konusunda, kamuoyuna yansıyan son başarısızlıkları, çok farklı ceza adaleti sistemleri arasında bir ceza adaleti işbirliğini sağlamanın, Avrupa Tutuklama Emirleri (EAW) programının sunduğu avantajlara rağmen ne kadar zor olabileceğini gösteriyor. İrlanda ve Malta, soruşturmacı (adversarial) bir ceza adaleti sistemine karşı, taraf ilkesine (inquisitorial) dayanan bir sistem kullanan tek AB üye devletleri olduğu için bu zorluklar Brexit’le beraber muhtemelen daha da artacak. İngiltere’nin Eurojust’a katılmaması, çatışan kanun uygulama faaliyetleriniçözülmesi için gereken mekanizmayı ortadan kaldıracak. Umalım ki Avrupa’da uygulanabilir bir ceza adaleti ve güvenlik işbirliği içinde karşılıklı çıkar esasıyla “dibe doğru yarış”tan kaçınılabilsin. Dolayısıyla, uluslararası faaliyetlere sahip şirketler Brexit sonrasında, aynı temel yasa için birden fazla yetki alanının ve birden fazla kanun uygulama merciinin olduğu bir ortama çok daha fazla maruz kalacak. 4 Peters and Peters Solicitors LLP’de Özel Avukat olarak hizmet veren Monty Raphael QC İngiltere’nin en deneyimli beyaz yaka suçları avukatıdır. Yolsuzluk, vergi borcu, para aklama ve FCA mevzuatı üzerine uzman olan Raphael QC, cybercrimeglobal.com blog’unda da siber suçlar üzerine düzeli olarak yazmaktadır. Monty Raphael QC, her ikisi de Oxford University Press tarafından basılan “Blackstone’s Guide to the Bribery Act 2010” (Blackstone 2010 Rüşvet Yasası Rehberi) ve “Bribery: Law and Practice” (Rüşvet: Yasa ve Uygulama, Mart 2016) kitaplarının yazarıdır. E-posta: montyr@petersandpeters.com M A KA L E 38 Uygulanma �������������������������������������������������� şartları������������������������������������������ ne olursa olsun, yapılan herhangi bir an- laşma aynı zamanda muhtemelen, İngiltere iç hukukundaki insan hakları ve veri�������������������������������������� güvenliği���������������������������� korumasının, AB hukuk stan- dartlarında olmasın���������������������������������������������� ı gerektirecek�������������������������������� . ������������������������������ Şartlar����������������������� , İngiltere’nin olabil- diğince tam katılımına olanak sağlayacak şekilde müzakere edilse bile������������������������������������������������ düz�������������������������������������������� enlemenin pratikte uygulanışında o kadar he- vesli olunmaması riski bulunuyor. AB üye devletlerindeki ka- nun uygulayıcı kurumların AB taleplerini, İngiltere’nin talep- lerinden öncelikli tutabileceği ve İngiliz yetkililerine gayriresmi destek sunmakta, diğer üye devletlere davranacaklarından daha az istekli davranabileceği ileri sürülüyor. Hazırlanması uzun zaman alan ve tamamen yürürlüğe gir- meyen, Norveç ve İzlanda tarafından yapılan üçüncü ülke katılım anlaşmaları, karşılıklı tanıma programlarına, AB kurumlarındaki temsile ve AB bilgi paylaşım mekanizma- larına erişimde tam katılımdan daha az bir katılım şeklinin müzakere edilmesinin muhtemel olduğunu ortaya koyuyor. Bununla beraber, çok daha az cazip örnekler de bulunuyor ve Danimarka’nın son deneyimi oldukça öğretici bir emsal teşkil ediyor. Europol’a tamamen katılmak istemesine rağmen Danimarka sadece, İngiliz hükümetinin muhtemelen kabul etmeyeceği şartlara sahip, çok sınırlı bir işbirliği düzenlemesi elde edebildi. İngiltere daha avantajlı bir düzenleme elde edebilirse, halihazırda işbirliği düzenlemelerine sahip olan üçüncü ülkelerin, kendi düzenlemelerini yeniden görüşmek istemesi de olası bir durum. İngiltere’nin AB’den ayrılması, sınırlar arası suçta ������������ veya adalet- ten kaçmak için yurtdışına çıkan kaçaklarda bir azalma ola- cağı anlamına gelmiyor. Aslında Brexit’in İngiltere’yi, AB’nin kanun uygulama mercilerinden kaçınmaya çalışan suçlular için, suçlu iadesi taleplerine karşı daha avantajlı koşullardan istifade ettikleri, daha cazip bir hedef, hatta bir “güvenli böl- tѥɕ}ɤȸ)ٕ儁хͥ啰ԁͤхɥ屔})Ŭ鵕Ѥٕɕյͅխѱāāͽձ)񹑕ȸe} ɕЁ͕԰ɑ})ͥ鱥ɱɅȰ+ѕɗe+)ٕͤ儁-Ĵ)ŭā!խխeɓŵ}51хɕѵ)ѕ͇}光ȁɱg͕5ͤɕɅ)յոɓŹչ养űɅѕɗeхɤ)űѥɅ鱅āɕѤ԰ԁȁɟ񵅹Ÿ)啹х儃ŭ免āŹȸ })ͽԁ ɕЁձ儁}ŭхͽɄѕɔф)ɅŹűٕ儁řфձչձх|ش)Qխɱɥ\ٕ儁M}ɵ)ɱɥ%<œȸ|镹ɥ)ٳ񸁉չāɵͤɕȸ) ɕа-ųŭā!խխeɓŵ}51ѥ͔)ٔѕɔ}ȁ唁ٱѱɤɅŹԁͤ)ѥه|ٔ聟ٕȁُ͔ͅű)ѓŹɕѱŸٕٔ儁ͅŭŸհ)酵ٕͤѥ聽})ͽՍչمɅāԁմمŸ聣ͳāٔ)āŹ彰ȸѕɹѥɅѭȁ51ٔ)ԁͤͥѕ٭ͤ镱Źāq唴)ͤٱѥͅāŹ}ԁ屔ͤ)ͅŸ彭}չٕ儁хѥ񱭕ձͅ)չչЁՅɤ典ȁűŻ+ѕͤɟāٔ}ɵձŹͅȴ)չŻāѕѥ啉ȸ)M?eոͤٱѱɑ}ųāԁͤх)ɤ}ѥɵչսչ兹典ͽ)}ŭİɭā鄁ѤͥѕɤɅŹ)鄁Ѥ}ɱ}͇}ŸQխɱɤ(\ɽɅŻŸչ}ԁمхɄɇ}ȁ)}ѕɥȸ+ɱٔ5фͽ}ɵĀٕͅɥȁ鄁Ѥ)ͥѕİхɅͥեͥѽɥ兹ȁ̴ͥ)ѕձѕ唁ٱѱɤ}ԁԁɱխ) ɕӊeɅȁաѕхѕɗe)ɽӊeűİ}ոձѱ)ɥ+񱵕ͤɕ+)鵅āхɄ)UŴeձȁȁ鄁Ѥٔ)ٕ}ɱ}ųŭăŭȁͅ屄q})uхŻűͥ屄ձͱɅɅāѱɔ)ͅ}ɭѱȁ ɕЁͽɅŹāѕ̈́ɑ)鱄ѭŻŸٔɑ鱄ոձɍ)}ԁȁх鱄聭)Aѕ́Aѕ́Mѽ́11CeY镰Դ)ЁɅ鵕Ёٕɕ5IE +ѕɗe奵六āԴ)œȸeլٕɝɍ԰Ʉٔ) Յăɥ鵅IE )剕ɍɥeչͥȁ+ɥ镱Ʌ鵅хȸ)5IE ȁͤ=ᙽɐUٕͥ)Aɕ́хɅŹűq ѽéեѼ)ѡ ɥЀÊt ѽK}ٕ)eͅāIɤٔq ɥ1܁AɅѥt(K}ٕë́ٔUձ5Ѐؤх)ŻŸœȸ)ф聵ѕͅѕ̹