Beşiktaş Belediyesi Dergisi - Page 73

irinci Levent’in doğu yakası meskenimiz oldu. Adı, 4. Gazeteciler Sitesi. Güvercin durağındaki banka evlerine bitişik. Birinci Levent’in bahçeli evleri ile karşı karşıyayız. Onların güneşi bizim ufuktan doğar. Bizim güneş de onların üzerinden batar. Aramızdan bir dere kuzeye doğru iner. Bizim 4. Gazete ciler Sitesi’nin bittiği yer sebze, meyve, bostan bahçesidir. Bitişiğimizdeki tepede 1970’li yıllarda mandıra vardı; bir de padişahın avcı köşkü. Kapılarımıza mevsimine göre lahana, kıvırcık, marul, fasulye, bakla, maydanoz, nane, çilek ve daha birçok sebze ve meyveler kokularıyla gelirdi dalından, kökeninden. Şimdiki Maya Siteleri’nin yerindeki mandıradan da yemyeşil ot kokan süt, yoğurt, kaymak, tereyağı gelirdi. Dönelim 1950’nin ilk yıllarına; Mengü Ertel o yıl gireceği iki okulun sınavından hangisini kazanırsa o okulda yapacaktı sanat öğrenimini. Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavı, konservatuardan önce idi. Onun sınavına girdi ve kazandı. Akademi gerçekleşti. Konservatuar hayal oldu. B Yurdaer Altıntaş, Güzel Sanatlar Akademisi Afiş Atölyesi’nden arkadaşım; Mengü başka atölyeden arkadaşım. Anılarla Mengü’yü gülüşüyle de öfkesiyle de güzelce bir ıslattık yağmurla. Mengü de, Yurdaer de yurt içinde ve yurt dışında yenilikçi, öncü afiş ve grafik sanatçısı Yurdaer ile sohbetimiz dünkü 18 Mayıs’tı. Akşamüzeri, camlarda damlalar, inen günün ışıkları ile mısralaştı. Üstüne, içine boşalan ebemkuşağı ile 19 Mayıs’a süslenmiş gökyüzünden doygun bir mutluluk içinde yeryüzü. Çiçekli yeşil dallar gülümsedi camlardan yüzümüze. Beşiktaş kandillerinden Yurdaer Altıntaş, Beşiktaş kandili Mengü Ertel’le ilgili sohbetimizin sonunu şu sözleriyle vurguladı “Mengü’nün yaşamı, sanata tutkudur Sanatın bütününe, tiyatroya, sinemaya, resme, afişe, grafiğe, müziğe, sanatın tamamına tutkudur. Hem de paraya hepimiz gibi ihtiyacı olduğu halde. Mengü’nün örnek yönüdür sanata tutkusu Keşanlı Ali Destanı, Aslan Asker Şvayk unutulmazlarından Mengü iyi bir grafik sanatçısı oldu. Zamanının en büyük, çağdaş reklam ajansını kurdu. Ama içinden çık- Men ü Tiyatro Afişleri ser isi için duyuru afişi mıyordu sinema ve tiyatro kurdu. Mengü konservatuTasarım durağandır beyinde. Beyinden muslukları açıp ele-göze yol veara girmiş olsaydı, yeni bir Muhsin Ertuğrul vakası doğabilirdi. Fakat, Türk rince başlıyor sanatın gümbürtüsü, coşkusu, çizgisi, rengi, musikisi, sahafiş sanatı dünyasında Mengü Ertel vakası olmazdı. nesi Sona yaklaşırken Mengü ter içinde bir orkestra şefidir sahnede Haldun Taner, Keşan’da Ali ile destanı konuşurken meydan kahvesinde, Mengü bu ikili ile buluşmuş olmayacaktı. Hüsmen Ağa’nın taze demli çayını, Mengü’nün yerine bir başkası içecekti Keşanlı Ali ile Daha? Türkçe’si Behçet Necatigil’den, Borchert’in “Kapıların Dışında” oyununun afişi, Brecht’in “Carrar Ananın Silahları” afişi, “Aslan Asker Şvayk ” Ve daha daha ve de dahaları, Jan Dark’ın Çilesi-Carl Dreyer’in eseridir, W. Shakespeare’ler, Romeo ve Juliet, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Arthur Miller’in üç perdelik oyunu, Bütün Oğullarım Yüzlerce tiyatro, sinema afişleri, kitap kapakları, grafik tasarımlar, öğrenciler ve de ödüller Güzel yazı hocam Hattat Emin Barın’ın da yakın dostu olan Alman Graphis dergisinin editörlerinden Ale andre Ale andre’ın, derginin Nisan 1977 sayısında Mengü Ertel için yazdığı uzunca bir yazısından birkaç cümle sunmak istiyorum siz okurlara “Güçlü kuvvetli bir Türk, siyah saçlı, sakallı, sınırsız bir enerji ve büyük bir yaratıcılık gücü yansıtan bir aydın yüzü, o ölçüde sağlam ama duyarlı eller, işte Mengü Ertel’in görünüşü. Michelangelo’nun ruhunu taşıyor sanki. Onun elinden bir yontu da olabilirdi. Az gülüyor, ama kahkahayı bastı mı yürekten kopuyor gülüşü. Bu büyük sanatçıda, özentili, yapmacık, hesaplı hiçbir şey yok. İkiyüzlülük, haksızlık, aldatmaca karşısında öfkesi bir gökgürültüsü gibi patlayıveriyor ” Efendim, Beşiktaşımız İstanbul’un Güzel Sanatlar Akademisi’yle, üniversiteleriyle, sarayları, müzeleri, kütüphaneleri, kültür merkezleri, meydanları, anıtları, mimarisi ve camileri, dinsel yapıları ile kültürün, sanatın ocağıdır. Sanatçıları, yazarları, çizerleri de ülkemizin kandilleridir. Kandiller yeni kandilleri tutuşturuyor. Beşiktaşımız aydınlanıyor, İstanbul’u aydınlatıyor, ülkemiz aydınlanıyor. Kenan Temizan’dan, İhap Hulusi’den, Emin Barın’dan ışıklanan Mengü Ertel için buluştuk Yurdaer Altıntaş’la Levent’te Gökyüzünde koyulaştı bulutlar. Mayıs’ın erguvani pembe mavisi karardı. Ufuklardan şimşekler çaktı üstümüze. Sonra gökgürültüsü kulaklarımızda patladı. İri iri cam damlası gibi rengârenk kocaman kocaman damlalar Boşaldı gökyüzü yeryüzüne Yurdaer, cigarasını bastırdı masadaki yağmur suyuna. Nisbetiye Kafe’nin dış cam dibinden iç cam dibine geçtik. Gökyüzünün Mengü gürlemesi camları titretti, camlardan yağmur aktı şırıl şırıl. Görünür görünmez oldu dışarısı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi için Beethoven’ın Fidelio’su için afiş tamamlanmıştır, Mozart’ın Figaro’nun Düğünü afişi tamam, W. Shakespeare’in Fırtına oyunu için afiş hazır, Mengü sahnesi sakin Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı bitmiştir; Keşan’da Hüsmen Ağa’nın çayını içerek Mengü, Haldun Taner ve Keşanlı Ali sohbettedirler. Mengü Ertel’i yazarken sıralama yapamıyorum. Aklıma gelenleri yazıyorum. Çünkü Mengü’nün çalışmaları da böyledir. Yapıtların tasarımı beynindedir önceden. Adı üstünde, ta-sa-rım Aslan Asker vayk oyunu için afiş Arena tiyatrosu B+ SONBAHAR 73