Beşiktaş Belediyesi Dergisi - Page 58

Metin Erksan tüm eserlerinde kendi coğrafyasının tüm girinti ve çıkıntılarını sosyal, siyasal, kültürel anlamda ve tarihsel olarak içselleştirmiştir. “Sevmek Zamanı” bir dönemeç sayılmasa da gerek plastik ve gerekse dramatik yapı olarak üstün vasıflarının yanında bir erkeğin bir kadının resmine aşık olması bağlamından hareketle, mutlak güzellik-tanrısal teklik diyebileceğimiz tasavvufi bir gerçeklik kavramına el atar. Gerçek bir ustalık eseridir bu filmi. Uzun diyaloglar beylik laflar ardında çok özel şifrelemeler gizlidir, bir aşkı anlatırken altan alta, bir eseri klasik yapan unsurları da hatırlarız sanki. Gününün sosyal gerçekliğini de tam damardan ortaya koyar filmlerinde “Acı Hayat”da kira sorunundan, “Gecelerin Ötesi” filminde yoksul insanların çaresizliğinden dem vurur... Bu nedenle “Sevmek Zamanı” gibi kült olmuş, bu kadar estetik ve biçimiyle öne çıkmış bir film için Fransız sinema tarihçisi - eleştirmen Sadoul yazılarında, “sinemada sınıf çatışmasının en net göründüğü bir film” olarak bahseder. Metin Erksan klasik deyimle hem biçim ve hem de bir öz ustasıdır Kaynak aldığı tüm kavramlar önce tarihsel anlamda insandan başlar, insanın hikayesinden insanlık hikayesine dönüşür ve kendi toprağında, Anadolu’da filiz verip şekillenir ve yeniden bir üst kavram olarak dünyaya sunulur Bizi hep düşünmeye ve tavır almaya çağırır Erksan filmleriyle; hep çok okumalı, çok katmanlı anlam yapılarıyla filmlerinin anlaşılmadığından kendi kendine yakınması her büyük sanatçının kaderi sayılır. Yalnız ve gezgin ozan kimliğinde yaşar; konuşur- yazar-kızar öfkelenir ama sevgisi hep derinlerde içindedir Preveze Deniz Savaşı’nı kaptan köşkündeki sahnelerle anlatır ve “Hiç savaş sahnesi görmedik” diyenleri hazırcevaplığı ile karşılar. “Onun için savaşlar masada kazanılır, sahada değil.” der. Onun için sanat üretimi de yeteneğin yanında önce düşünceyle üretilir. Ben yaptım oldu benzeri hazır, tembel kaçak sanat teorilerine pas vermez. Çektiği her karesinin hesabı-kitabı vardır, vardır ama; o hesap-kitap, kutsal bir kitabın indirilişindeki hesap-kitap kadar ince ve her okuyanın ancak bulunduğu tekamül ve algı seviyesinden anlayabileceği kadar da geniş bir kesime hitap eder. Kalibre edilmiş bir estetiği sunar sanki filmlerinde İçine giren ve kafa yoran nasiplenir ancak, ve içine girdikçe aldığı haz ve sanatsal bilgisi-bilinci ve duygusu birikimi artar Boşuna değildir sinemamızın usta oyuncularından Hülya Koçyiğit’in bir röportajında setteki heyecanını saklayamayışı... “Metin Erksan sanki bir tanrı gibiydi ” der. Metin Erksan elinde kalem ve yönetmen vizörüyle dolaşan, saatlerce açı arayan sıradan bir film insanıyken, filmleriyle tanrılaşır 1964 Erksan ı dünyaya tanıtan kendi kültüründen aldığı üçtür 58 B+ SONBAHAR